Türkçe English

 

LALEKUŞUM

Puan Ver





Tavsiye Et

Gönderen:

: (E-mail)

kullanıcı isimli üyemiz size sitemizdeki bir içeriği tavsiye ediyor. İçeriği görmek için aşağıdaki bağlantı adresini takip edebilirsiniz.
/index.php?sayfa=038

Yorum Yaz


LALEKUŞ

Uzun yaşamak, bir zaman birimi olarak uzun yaşamak değildir. Yaşadığın her günü yaşanmaya değer kılmaktır. Sadece kendin için değil elbet. İki kişilik yalnızlıklardan değil bir orman kalabalığından söz ediyorum. Biliyorum ki başkaları için yaşamayı göze aldığımızda gerçekte kendi serüvenimiz başlar. Paylaşılmayan şeylerin güzel olduğuna inanmam. Paylaşmak bizi insan kılar. Yaşamak anılar edinmek ve anılarımız kadar yaşamaktır. Bize geçmişin kapısını aralaya anahtar, yaşadığımız günlere ve anlara dair anıların izleridir. Bizi ona götüren o zamanlardan kalan yadigârlardır. Yaşadığım hayata buradan bakınca çok uzun yaşadığımı düşünüyorum. Hani şu an ölsem gam yemem. Yaşadım bahtiyarım hoşça kal hayat derim. Bilirim diktiğim bir ağacın gövdesine yürüyeceğimi. Hatırı sayılır izlerde bıraktım yeryüzüne. Şarkılar, şiirler, fotoğraflar ve dostluklar. Uzun yaşadım, belki de birkaç ömür. Durmadan biriktirdim. Hayatımda izi olan her şeyin bir fotoğrafı vardır ya da küçücük armağanları. Yüzümde beşibirli gülüşler de oldu, keder ve kahır yüklü bulutlarda. Kiraz dalı sevinçlerim oldu ama pişmanlıklarım olmadı. Hayatın her anından öğrendim. Ay düşü de kurdum, kuyunun dibinde taş da oldum. Güneşe merdiven dayamayı da denedim. Denemelerim devam ediyor, usanmadım, uslanmadım.

Babam anneme Lalekuşum diye seslenirdi. Bize de bulaşmış babamızdan, biz de annemizi Lalekuşum diye severiz. Lalekuşumuz yoksullukların, durmaksızın çalışmanın yaralarını taşıyordu bedeninde. Artvinli yoktur ki Rize'ye geldiğinde bizim iki göz evimize uğramasın. Aylarca kalır işini yoluna koyar ve sonra kendi hayatlarını kurarlardı. Rize'nin bütün devrimcilerini sütü, yoğurtun ile beslemiş kapısını asla kapatmazdı yoksullara. "Varı herkes paylaşır işki yoğu paylaşasan. O daha değerlidir" derdi. İki göz bir evde konuklar ağırlanır, elbiseleri yıkanır, ütülemek için akşamdan yataklarımızın altına serilirdi. Şimdi yoğun bakımdaydı ve biz onun gözlerinin nuru çocukları hastanenin kafeteryasında sessiz sessiz bekleşiyoruz. Bildiğimiz bir şeyi yeniden yeniden onaylayarak söylüyoruz. "Ameliyatı iyi geçti, doktoru da öyle söyledi. Şimdi sıra Lalekuş'ta"

Kız kardeşim Sıla'nın karşısında oturan kadın, iki de bir gözlerinin yaşını silerek "benim annem, Lale annem" diye konuşuyor. "benim gerçek ailem İbrahim babam, Allah ondan razı olsun, mekânı cennet olsun, ben her hafta gider mezarını ziyaret ederim"

Biz çocukları ayda bir mezar ziyareti yapıyorduk, bu kadın kimdi ki her hafta babamın mezarına ve her hafta annemi ziyarete gelir?

Yeğenlerimle ilgileniyorum ama kulağım kadının konuşmasında. Hatırlamakta zorlanıyorum çocukluğun sesi gibi ama hatırlayamıyordum.

Birden dönüp kadına "abla sen nerelisin Murgul'lu mu?

-Yoğ kardeşum ben Yusufeliliyim

-Siz hiç bizim Rize'de ki evimize geldiniz mi?

-He ağabey geldik, İbrahim babam, Lale anam bize sahap çıktılar. Onlara olan borcumu odeyemem.

-Siz maden parçalarından oluşan bir akvaryum bir de bakır dökme getirdin mi?

-He tada, ozel olarak yaptırmıştım. Sizun eyiluğunuz karşısında heç bi şey deyuldur.

Kızkardeşim dönüp anlatmaya başladı. "abi Gülizar abla Zor'lu dur, eşi İsmail abi Ğuşnarlı. 1976 yılında Rize'ye hastaneye gelmişler bizim eve kalmışlar" dedi hatırladım. Yıllardır özenle sakladığım eritilmiş bakırın sırrını çözmüş oldum. Eritilmiş bakırdan dökülmüş bir süs, bir de içinde her madenden küçük bir parçanın olduğu aynalı bir akvaryum. Aynalı akvaryum parçalandı ama crom bir taş durur. Otuz yedi yıl sonra anılar beni kavuşturmuştu çocukluğuma

Gülizar abla öyküsünü anlatmaya başladı:

Benum beyumi sağ omuzundan at ısırmış, sağa tarafı böle felç olmuş uç gun oyle yatmış. Bulmuşlar ki bi da ne gorsunlar olu gibin yatıyo. Morga koymuşlar oldi diye. Üçgün morgta kalmış. Sonra deyerki "bi uyanur gibi oldum her yanım tutulmuş, donmuşum. Oldum herğal dedim kendi kenduma. Küçük bir ışık gördüm, bütün gücümü toplayıp ışığa doğru gittim, kapının penceresinden geliyordu. Cama vurdum, oradakiler hortladum diye korkup kaçtılar. Vura vura camı kırdım sonra hatırlamıyorum beni buzdolabından çıkarmışlar"

Ağzını açamıyordu tada, dudaklarını pamukla ıslatıyorduk. Rize'ye Sigorta hastanesine geturduk. Dedilerki bu oliyer götürün acı çekmeden olsun. Bizi hastaneye almadılar. Oturmışam ha oyle sedyenun başına olmemiş eşuma oldi diya ağlayirum. İbrahim baba gördü bizi, nereli olduğumu sordu "Artvinliyim dedim Yusufelili", sevinerek "bak biz kardeşmişiz de hele senin ne derdin var neden ağlıyorsun bu hastane kapısında"?. "Eşim çok hastadır doktor ölecek götür huzur içinde ölsün dedi hastaneye almadı." Köpürdü birden bir pehlivan gibi elini dizine vurdu bekle beni dedi.

Gitti, bir zaman sonra hastabakıcılarla geldi. Doktorla konuşmuş razı etmiş. Beyimi alıp götürdüler. İbrahim baba da beni ve çocuklarımı eve getirdi. Lale anam bana çocuklarıma baktı. Bir buçuk aydan fazla kaldık, iki göz bir evda. Allah razı olsun bir kere bile ah demediler. Onlarun eyluğunu hiçbir adem etmez. Çok eyudurlar çok. Anan simit satardı, süt satardı. Onlar benum gerçek ailemdur. Allah herkese nasip etsin. Bak senide hatırladum."

-Bir gün dedi ki İbrahim babam sıkıldınız hadi sizi denize götüreyim. Denize gittik, ama benim oğlanun Osman'ın ayakkabılarını deniz alıp götürdü. İbrahim baba Osman'ı sırtında eve kadar geturdi sonrada yeni ayakkabılar aldı. Ne ettumda parayi almadi. Adını söylerken babamın sağ elini göğsüne bastırarak "çok çok iyi bir insandı Allah mekânını cennet etsun, ben her hafta mezar ziyaretine giderum hiç aksatmam" gözyaşını gizlemek için başını çeviriyor ve sessizlik başlıyor

Ölecek diye hastaneye alınmayan Ğuşnarlı İsmail Keskin tedaviden sonra yirmi beş yıl daha yaşamış. İki çocukları daha olmuş.

Kardeşler birbirlerine şaşkınlıkla bakıyor.

Osman " babamızı halen tanıdığımı söyleyemem" diyor.

İsmail " keşke biraz hayat dersi alsak" diye iç geçiriyor.

Şakir "babamız nasıl yaşamış ki hâlâ bizim hayatımızı koruyor kolluyor."

Sıla "babamızın öldüğüne inanmak çok zor, he yerde karşımıza çıkıyor"

Kardeşlerim içeride yatan Yusufelili İbrahim Ağanın Lalekuş'udur, çıkıp gelecek.

Birlikte onaylıyoruz.

Çıkıp gelecek...

Mehmet Özer

19 Şubat 2014

01.24 Ankara

 

 

 

İçerik Notları

Görüntüleme:787

Ekleyen: Mehmet Özer || Eklenme Tarihi:19/02/2014 2:30

Düzenleyen: || Düzenleme Tarihi:

Puan:

Yorumlar

 

Sayfa:

Galeriden Seçmeler

galeri

Faydalı Linkler

Üye Panel



Site Araçları

Site İstatistikleri

  • Toplam Ziyaret : 863631
  • Online Üye : 0
  • Online Ziyaretçi : 2
  • Toplam Online : 2
  • Üye Sayısı : 2
  • Son Üye : Mehmet Özer
  • Toplam Sayfa : 143

 

Created by Web Engine 2.0.1, Copyright © 2007-2017

valid xhtml 1.0 strict valid section 508 valid css 2.0