Türkçe English

 

Fotoğrafçı Şair Mehmet ÖZER YAZILARIM DEVRİM ELİMDEN TUTTU ÇİÇEK YOLUMU KESTİ

DEVRİM ELİMDEN TUTTU ÇİÇEK YOLUMU KESTİ

Puan Ver





Tavsiye Et

Gönderen:

: (E-mail)

kullanıcı isimli üyemiz size sitemizdeki bir içeriği tavsiye ediyor. İçeriği görmek için aşağıdaki bağlantı adresini takip edebilirsiniz.
/index.php?sayfa=039

Yorum Yaz


DEVRİM ELİMDEN TUTTU

ÇİÇEK YOLUMU KESTİ

Gözaltında kayıplar ve Cumartesi İnsanları

 

Sevgiden söz ediyorsun, kurutulmuş çiçekler kanatıyor dudaklarımı. İçimde kimsesiz mezarlar çoğalıyor. Bir sevinç, kara bir kedere dönüşüyor gün doğmadan. Sorularımız yanıtsız. Ana ağıtları gölleniyor içimde. Düşe dönüşüyor birden bire gerçeklik. Hiç olmamış gibi. İki kişilik yalnızlıkları seçiyor insanlar. Ve güvenli yarınlar. Başkalarının acılarına dönüp bakmıyorlar. İki kişilik orman kalabalıkları feda ediliyor bencil gülüşlere. Bir kuyunun başında durup suya düşen ayın çırpınışını seyrediyorum. Durup bunları düşünüyorum. Yaşadın insan gibi boylu boyunca Memet. Yaşanmaya değer bir soluk ömürdü ve yaşadın. Kederi yaşadın, kahırdan sancılar çektin. Alevden sancılar gezdi kasıklarında. Sorular yıldırımlar yağdırdı beynine. Yine de bir çisil de gördün yaşamı, yaşamayı sevdin onun aylasında. Yol düşkünlerin de oldu, seni yolda bırakanlarda. Amasız yürüyenlerde oldu yanında bunu unutma. Seni defterinden silenler de oldu, senin kayıttan düşürdüklerinde. Bir göz anlaşmasıyla ölüme kanatlanacağın yoldaşlarında var, bunu da unutma Memet yaz. Yaz ve bırak asanı artık.

Ankara bozkırı soğuk ve sessizdir. Geceleri yıldızlar uzak, donuk bir ay ve bıçak sırtı rüzgar. Ova sessizliğini ruhunda hissedersin, canını yakan soğuğunu teninde. Sardım sarmaladım ağaçlarımı, çiçeklerimi. Ama yetmedi öldü ağaçlarım. Sevgisizlikten değil soğuktan. Apartmanın koridoruna aldım, kıyamadım. Yaşamak çekilmiş damarlarından, yaşamaya küsmüş yaprakları yitirmiş rengini. Her sabah günaydındı her akşam iyi akşamlar, sevgimi ve acımı anlatan. Kurumuş her yaprağı koridorda savrulurken içimdeki odaların kapıları, pencereleri çarptı yüzüme. Giderek küçüldü bir avuç kaldı. Artık bakmaya dayanamıyordum. Başımı çeviriyordum ama biliyordum orada ölüm sessizliğinde beni izlemektedir. Bu ölüme kendimi alıştırmaya çalışıyordum. Günlerce sürdü bu. Güne uyanmadan bereketsiz sabah hızla çıktım evden koridorda ayakkabılarımın bağcıklarını bağladım. Sırt çantamı savurup sırtıma kaşkolümü doladım boynuma ilk adımımı attığımda arkamdan çekildiğimi hissettim kaşkolüm da boğazımı sıkıyordu. Kızım dedim kızım içimden. Gülümseyerek döndüm "yine neyi unuttum?". Kimse yoktu arkamda kaşkolüm böğürtlene dolanmıştı. Unuttuğum öldü dediğim ağacım yeşermişti. Ben ağladım o gülümsedi. Kucaklaştık. Lalekuşum vermişti birkaç bahar önce. Yaşamayı seçmişti ve yolumu kesmişti. Yeryüzünün tüm suları göğsümden akıyordu. Yürüdüm gittim.

 

1996 yıllarıydı kayıpların bulunması için mücadeleyi yaşamın her alanına taşıyorduk. Sözcüğün tam anlamıyla soluksuz koşuyorduk. Kaybedenlerle kayıp yakınları bir irade savaşı sürüyordu. Sonunda biz kazandık. Önce Hasan Ocağı bulduk, sonra Rıdvan Karakoç'u. Ardından Ayşenur Şimşek'i. O yıllarda tanıdım 15 Ekim 1995'te kaybedilen Fehmi Tosun'un eşi Hanım Tosun'u. Acılarımız bizi buluşturmuştu ve bir güven bağıyla bağlanmıştık birbirimize. Besna Tosun babası kaybedildiğinde henüz 12 yaşındaydı. Uzun bir zaman Besna'yı hiç görmedim. 2013 yılında atölyemle birlikte Gözaltında Kayıplar ve Cumartesi İnsanlarını bir proje olarak çalışmak istediğimde Besna ile karşılaştık. Besna otuz yaşındaydı. 18 yıl geçmişti ve sanki o an mış gibi yılar sonra kucaklaştık. Sormadık birbirimize acılarımızı. Bazen sözcükler düğümlense de boğazımızda daha çok sessizce konuştuk. Besna'nın dört yaşında adı Devrim olan bir oğlu var. Adını koluna kazımış Besna yeryüzüne gösteriyor. Eli yumruklaştığında oğlunun adıyla bitlikte yükseliyor yukarı doğru kolu. Meydan okumak gibi bir şey. Kaybetseniz de biz buradayız bakın yeni çocuklar sunuyoruz hayata adları Devrim olan.

Devrim pek yakınlık göstermiyor kimseye. İkide bir annesini hadi gidelim dercesine eteğini çekiştiriyor. Bana misketçi şair dede diyor. Ona misketler almıştım armağan olarak. Berken Maside'nin oğlu. Can parçası. İHD aktivisti. Berken ve Devrim iyi arkadaşlar. Benim küçük yoldaşlarım.

Soğuk olmayan bir Cumartesi'ydi İstanbul'da. Bu yıl Şubat ayında güneş hep gülümsedi ama iyiye işaret değildi elbette. Eylem bittikten sonra kahveye çekildik. Küçük taburelerde ayrı geçen günlerin özlemini gidiyor, proje konusunda konuşuyoruz. Devrim bir kağıda çizdiği bir tiyatro sahnesini iki e bir bana gösteriyor. Konuşmayı kesmeden Devrimi öpüyor yeniden konuşmaya dönüyordum. Yanlarından ayrıldım bir ara. Kadir oğulla ardı ardına kayıplarla ilgili röportajlar yapıyorduk. Kaspar arkadaşımla 1915 öncesi kaybedilen Ermeni aydınlar üzerine hararetli ve öğretici bir konuşma yapıyoruz. Devrim kağıda çizdiği yeni şeyleri durmadan konuşmanın arasına dalarak bana göstermeye çalışıyor ve gülümsüyor. Bunu birkaç kez yaptı. Bir ara başımı kaldırıp arkama baktım Devrim uzaktan bana bakıyordu. Kalktık yemek yemeğe karar verdik ve İstiklal Caddesinde yürümeye başladık. Devrimimin küçük elleri elimi kavramıştı sıkı sıkıya yürüyorduk. Birden her şey yeni anlamlar kazanmaya başladı. Şakalar yapıyor yampirik yürüyorduk. Kahkahalarımız istiklal caddesi boyunca sürdü. Besna, Maside, Sebla, Aysel bizleri izliyor Kadir fotoğraflarımızı çekiyordu.

 

bir uçurumun başında duruyordum.

devrim elimden tuttu.

kalabalığa karıştım.

 

Mehmet Özer

16 Şubat 2014

13.37 / Ankara

 

 

İçerik Notları

Görüntüleme:

Ekleyen: Mehmet Özer || Eklenme Tarihi:16/02/2014 14:34

Düzenleyen: || Düzenleme Tarihi:

Puan:

Yorumlar

 

Sayfa:

Galeriden Seçmeler

galeri

Faydalı Linkler

Üye Panel



Site Araçları

Site İstatistikleri

  • Toplam Ziyaret : 712811
  • Online Üye : 0
  • Online Ziyaretçi : 37
  • Toplam Online : 37
  • Üye Sayısı : 2
  • Son Üye : Mehmet Özer
  • Toplam Sayfa : 143

 

Created by Web Engine 2.0.1, Copyright © 2007-2017

valid xhtml 1.0 strict valid section 508 valid css 2.0