Türkçe English

 

ÇİRKİN KRAL

 

YILMAZ GÜNEY'E DAİR[1]

TEMEL DEMİRER

"Acısı dayanılmaz olur kalbimizin

hatta büsbütün açılabilir yara

dostların kimi de suskun olabilir

terk edenler bile olabilir siperleri

Boyun eğmek yoktur kitabımızda

elbette sarsarak geçecektir yaşanan

ki ömür sarsılmadır biraz da

şikayetsiz ölürüz yenilirsek şayet

kavgamızın sürmesi mukadderdir çünkü

heder edilmemiş olur yaşadığımız günler

ölürsek şikayetsiz ölürüz böyle bilerek."[2]

Adana'da yazların çok uzun ve "Sinemanın bir şenlik olduğu"[3] günlerde, "Genç, esmer, ipince, çok güzel gülen bir adam,"[4] hurda bisikleti ve paslı film kutularıyla, yoksul çocuklara sinema taşırdı. Bu esmer, ipince, güzel gülüşlü adamın adı Yılmaz Güney'di. Parasız yoksul çocukları arka kapıdan sinemaya alan Yılmaz Güney, sonradan, film çekmeye başladığında da yoksul çocukları unutmaz, onları filmlerine taşır. Öyle ki, Yılmaz Güney sevgisi, yıllar sonra Diyarbakır'da, yoksul ve zengin çocukları arasında "sınıfsal" bir ayrılığa "dönüşür". "Yılocular"la (Yılmaz Güney), "Cınocular" (Cüneyt Arkın) grupları oluşur. Yılocular'ın "yakışıklı, güzel gülen" ve yoksullardan yana olan adamı, yıllar sonra Paris'te (9 Eylül 1984) yitirdik. Geriye, "Umut", "Ağıt", "Arkadaş", "Endişe", "Sürü", "Yol", "Duvar" gibi sinema açıdan önemli filmler ve "Boynu Bükük Öldüler" gibi başarılı romanlar bırakan Yılmaz Güney, bu önemli çalışmaları sığdırdığı kısa yaşamının 12 yılını da mahpuslarda geçirdi.

I-) BİZİM GÜNEY...

"İşçilerin geniş ufkuna takılıyor gözlerim."[5]

Siyasal yaşamında ötekilerden, mağdurlardan, ezilenlerden yana olan Yılmaz Güney, devrimci ve halktan yana bir sinemayı savunuyordu. Yaptığı ve yapmak istediği filmlerde, devrimci sanatın "dönüştürücü" ve "değiştirici" öğelerinden yararlanarak toplumsal dönüşümün önünü açmaya gayret etti. Bu konudaki düşüncelerini de şöyle özetledi: "Sanatçı, dünyayı değiştiren adam değildir. Sadece dünyayı değiştirme mücadelesinin bir unsurudur."

Yılmaz Güney'in ezilenlerden yana saf bağlamış politik duruşu, kimileri için bir "eleştiri" konusu oldu; "Ah daha az politik olsa, sinemacılıkla yetince, sanatçı kimliği ile sınırlı kalsaydı,"(?!) türünden değerlendirmelere yol açtı... Elbette, doğru olmayan ve ciddiye alınmaması gereken bu "eleştirel değerlendirmeler" konusunda, Yılmaz Güney tam da olması gerektiği gibi olmuştur... Nasıl mı?

"Dünyada olup bitenler karşısındaki duruşu,[6] sanatçının politikliğinden başka bir şey değildir,"[7] der Ahmet Cemal...

 "Tiyatro aracılığıyla politika yapabilirsiniz; ama politika aracılığıyla tiyatro yapamazsınız," der B. Brecht...

"Sanatçı dünyayı değiştiremez ama dünyayı değiştirebilecek güçte kişilerin düşüncelerini etkileyebilir," der Herbert Marcuse....

"Sanatçı, hiçbir şeye zorunlu değildir; sanatçı her şeyi yapabilir," der Ernest Fischer...

"Eğer fırtınayı içermiyorsa, biçim ve renk bakımından aslına sadık bir fırtına bulutunun resminin ne yararı vardır?," der Albert Pinkham...

"İnsanın ancak toplumsal görevleri yerine getirerek ne ise, o olabilmesi gibi, sanatçı da insanlar arasındaki ilişkilerin içerisine girerek sanatçı olur. (...) Sanat hep gerçekçi ve etkin tutumdadır. Sanatçının uygulamadan kaynaklanan sorunlar karşısında ilgisiz ya da yansız tutumu sergilemesi, kuraldışı bir durumdur," der Arnold Hauser....

Bunlar nasıl unutulabilir?

O;[8] Mehmet Eroğlu'nun, "Vicdani derinlik azalıyor,"[9] dediği Türkiye'de; politikası ve sanatı ile toplumun vicdanı, haykıran sesi oldu; iktidarın karşısına dikildi... "Siyaset yapmak iktidarla hesaplaşmak, ona yandaş ya da karşıt olmaktır. İktidarın kendisi ise bizatihi bir şiddet öznelidir. O nedenle kişisel olan siyasaldır, o nedenle gündelik hayat bir siyaset odağı öznesidir. Yılmaz Güney'in meselesi buydu. (...) Yılmaz Güney, iktidarı ama, somut anlamda olduğu kadar soyut anlamdaki iktidarı da değiştirmek istiyordu. (...) O nedenle ‘Duvar'daki başkaldırı aslında faşizme olduğu kadar, günlük ilişkilerimize nüfuz etmiş, hayatımızın her noktasında elimizi dokunduğumuz faşizme bir başkaldırıdır."[10]

Bu nedenle "Duvar" filmi[11] için, "Türkiye'nin değişmesi için gerçekleri söylemek bize, hiçbir şeyin değişmemesi için yasaklamak ve hapsetmek ve hapsetmek de faşistlere düşüyor. Ama daha ne kadar zaman acaba?"[12] diyen Yılmaz Güney'in politik sinema anlayışı, kim ne derse desin, Yeşilçam'da tanığı olunan ilklere damgasını vururken; "Hayat bize mutlu olma şansı vermedi sevgili. Biz kendimizden başka herkesin üzüntüsünü üzüntümüz, acısını acımız yaptık çünkü. Dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığımız bir insanın gözyaşı bile içimizi parçaladı, kedilerine ağladık, kuşların yasını tuttuk. Yüreğimizin yufkalığı, kimi zaman hayat karşısında bizi zayıf yaptı. Aslında ne güzel şeydir, insanın insana yanması sevgili. Ne güzel şeydir bilmediğin birinin derdine üzülebilmek ve çare aramak. Ben bütün hayatımda hep üzüldüm, hep yandım... ‘Yaşamak ne güzeldir be sevgili, sevinerek, severek, sevilerek, düşünerek... Ve o vazgeçilemez sancılarını duyarak hayatın'," diyen duyarlılık ve "Zafer şarkılarımızı, destanlarımızı zorunlu olarak, kan ve ateş deryası içinde yazacağız,"[13] diyen bir kararlılığın da ürünü oldu...

Tüm bunlardan ötürü "Yılmaz Güney, insana müthiş bir gerçekçilik duygusu veriyordu, etkileyici kişiliğiyle de güven. Bu ikisi bir araya gelince insanların bilinç altında da olsa kendisini fark ettiriyordu..."[14]

Hem de Mehmet Özer'in dizelerindeki gibi: "Adressiz yolculuklar matarasında/ Sırt çantasında yalnızlığı/ Gözleri hâlâ çocuk/ Naftalin kokuyor türküleri/ Unutulmuş zamanlardan/ Geleceği anılarında arayan/ Gözleri hâlâ çocuk.../ Dağ gibi yaralı/ Nehirler gibi çılgın/ Düşbaz türküler taşıyan/ Gün itimi şafaklarda/ Gözleri hâlâ çocuk.../ Kimliksiz kentlerin sürgünü/ Tuzdan geçiyor yüreği üstünde/ Şehirler uyanıyor ardında/ Gözleri hâlâ çocuk.../ Yaralı kuşlar havalanır/ Yaralanmış göğsünden/ Gözleri hâlâ çocuk..." Yaşamın dipnotudur öyküsü/ Öyküsü bundan ibaret/ Rübbesi görevleridir/ Omuzları yıldız kalabalığı/ Gözleri hâlâ çocuk..."[15]

II-) "DÜŞMANLARI" (?!)

"Kendi bahçesinde dal olamamış biri,

gelmiş benim bahçemde ağaçlık taslıyor."[16]

Bu için de sosyalist Yılmaz Güney'in, dostları kadar, ve hatta dostlarından da çok, düşmanları oldu... "Kendi deyimiyle, dünyanın öbür ucunda hiç tanımadığı bir insanın gözyaşı bile içini parçalardı onun... Yılmaz Güney, Kürt'tü, devrimciydi. Bu ülkede sinemanın en büyüğüydü, hâlâ da öyle. Ancak o, ne bir mitos ne de saksıda büyümüş bir çiçek. Yılmaz Güney emeğiyle vardı doruğa ve halktan biri oldukça orada kaldı. 16. ölüm yıldönümünde Yılmaz'a yönelik saldırılar da arttı. Nâzım'dan Brecht'ten, Picasso'dan alışık olduğumuz düzeniçileştirme operasyonları Güney için de geçerli. Oysa ki Yılmaz Güney; Sürü oldu dağları dolaştı, Yol oldu denize ulaştı. Ve bugün de ise Umut'u çoğaltıyor"du.[17]

İşte tam da bunun için "modern zamanlar"ın "Cınocular"ı Yılmaz Güney'e saldırdılar, saldırıyorlar...[18] Yılmaz Güney'i bu topraklardaki toplumsal hafıza ve vicdandan silmeye kalkışıyorlar...[19] "Çünkü zaman buna uygundur. Çünkü sol buna çok uygundur. Sol toplumsal hafızada nasıl iz bırakır? Duruşuyla, kalkışmasıyla ve insanıyla... (...) Bu nedenle onlarla uğraşıyorlar. Ektiklerini biliyorlar ve önemsiyorlar. (...) Yılmaz Güney'e öfke duymaları bu yüzdendir. (...) Çünkü Güney, hem solun bu topraklarda iz bırakan bir öğesi, hem de solun bizzat iz bıraktığı bir insandır. Solun yükselişi, Yılmaz Güney'in öfkesi ve kişiliğini bir bir ucundan yakalamış ve o da solun kendisine dönük etkisini Çukurova'dan başlayarak toplumsal hafızaya ilginç bir doğallıkla aktarıvermiştir."[20]

Özetle "Yılmaz Güney'in yaşam çizgisi, siyasal kimlik ve örgütlü mücadeleden yana bir sanatçının halka mal olarak, evrensel düzeyleri nasıl yakalayabileceğine dair anlamlı bir örnek oluşturur."[21] Bunun rahatsızlığıyla kıvır kıvır kıvranan "modern zamanlar"ın "Cınocular"ı bakın (kendi meşreplerine uygun olarak) Yılmaz Güney'e nasıl saldırıyorlar...[22]

Fatih Altaylı: "Yılmaz Güney kadın döven, entelektüel yönü zayıf, maço bir adam aslında. (...) Hapisten kaçıp yurtdışına gitmesinin fikirle mikirle alakası yok. Adam katil. Bayağı bir katil. (...) Siyasi yönü falan yok olayda. Adi bir katil. Sonra hapisten kaçıp yurtdışında tutunmak için kendine siyasi bir hava yaratmış. Sanki düşünce suçlusu gibi. (...) Benim için Yılmaz Güney, Türkiye'nin Avrupa'daki imajını yerle bir eden, bunu da kendi menfaatleri için yapan bir katildir. Bugün hâlâ Avrupa'da Yılmaz Güney'in mirasıdır başımıza bela olan... Gerisi palavra..."[23]

Engin Ardıç:[24] "Yılmaz Güney, belki yetenekli ama eğitimsiz, tipik bir ‘lümpen sinemacı'ydı. (...) Yılmaz Güney de kadın döven, adam öldüren, kumarhane işleten tipik bir maçoydu. Beyoğlu'nun yan sokaklarının bir unsuru... ‘Siyasi baskılardan' falan değil, hapishaneden kaçıp Fransa'ya gitmiş; suçu da politik falan değil, düpedüz adam öldürmekti, cinayet işlemekti yani..."[25]

Serdar Turgut: "Güney sadece bir lümpendi..."[26]

İş bunlarla da bitmedi; arkası geldi: Mehmet Eymür'ün "Analiz" başlıklı kitabındaki "bilgiler"le İsmet Berkan sordu: "Yılmaz Güney ajan mıydı?"[27] Ve manşetten Hürriyet gazetesi de ekledi: "Yılmaz MİT'çiye daire aldı"![28] "Yılmaz MİT'çiyi devrimci yaptı"![29]

"Sahibinin (sermayenin) sesi" kalemşörleriyle, "Andıç'lı-Apoletli Medya" üzerine düşeni "sadakat"le yaptı... Ancak, ne yapılırsa yapılsın, "Güneş balçıkla sıvanmıyor"du, sıvanamazdı...

III-) EZİLENLERİN YILMAZ'I...

"Göz veriyoruz,

ses, kulak

ve can veriyoruz

insan yüreğine..."[30]

Bu "düzeysiz" olarak bile nitelenmesi mümkün olmayan "karalama"ların nedeni malum olsa da,[31] "Neden Yılmaz'ımıza bu saldırı? Çünkü Yılmaz, yarını kurmaya yöneldi... Çünkü Yılmaz, ‘Hepimiz aynı gemideyiz' safsatasına inanmadı... Bu toplumun eşit insanlardan oluşan bir topluluk olmadığını, birilerinin düzenli ve sistemli olarak toplumun geniş yığınlarının sırtından ve onları örgütsüzleştirerek cehalete ve sefalete mahkûm ederek geçindiğini ‘Umut'la, kah ‘Ağıt' yakarak, kah ‘Endişe'lenerek, kah ‘Acı'yla, ama en çok da ‘Arkadaş'ça haykırdı... Çünkü Yılmaz Güney, eşit ve özgür bir dünyanın kurulabileceği umudunun simgelerinden biri oldu... Çünkü Yılmaz, bunları yaptığı için uğradığı saldırılar, tehditler, yüzlerce yıllık hapis cezaları karşısında yılmadı. İnat, inanç, kararlılık, özveri, mertlik, dürüstlük, sevgi ve umut makinesi gibi çalıştı... Çünkü Yılmaz Güney, ‘Yol'undan dönmedi...

Bunları feodal zihniyet ürünü olarak görmek, lümpenlik olarak nitelemek demogojinin, cehâletin ve pervasızlığın dikâlâsıdır. Bunlar, insanlığın binlerce yıllık mirasından süzülmüş ve geleceğine de devrolacak değerlerimizdir. İnsanlığın kendini mahkûm ettiği sevgisizliğe, hayal kırıklıklarına, sefalete, cehalete karşı, ‘Mahkûm değiliz'in adı oldu Yılmaz Güney... İşte bu yüzdendir bu saldırı..."[32]

İyi de "Güney'e saldıranlar da kim mi? Uzanlar'ın kalemşörü Engin Ardıç, Aydın Doğan'ın beslemeleri Fatih Altaylı ve Serdar Turgut ile elbirliği etmiş, peşlerine Hadi Uluengin'i takmışlar kendilerince kavramlar tarif edip Yılmaz Güney'i tartışıyorlar. Arada Engels'ten lümpen proletarya tanımı bile alıntılamışlar. Bir yanda solcu geçmişlerine esef edip, diğer yandan biz de biliriz demeye getiriyorlar. Yılmaz Güney'i bu ağzı bozuk, cahil, köşe adamlarıyla tartışmanın yersiz olduğunu sağduyulu insanlar taktir edecektir."[33]

IV-) "YENİDEN DOĞARIZ ÖLÜMLERDE"

"Yorgun değilim

seni beklemekten seni düşünmekten geçen günlerden,

yeniden başlasam da bir başka yenilgiye

Yorgun değilim

ne aşktan ne dostluktan ne de ölümden,

geceye gözlerimi açarak bakıyorum.

Yorgun değilim

ne aşktan ne dostluktan ne de ölümden,

sonbaharla birlikte kazıya başlıyorum.

Yorgun değilim

ne geçmişten ne şimdiden ne de gelecekten;

bir yalnızlığım vardı, gittikçe aşıyorum."[34]

Yılmaz Güney bizimdir; yani ezilenlerin, ötekilerin, mağdurların, emekçilerin yani mülksüzlerindir... Ve de "modern zamanlar"ın "Cınocular"ının O'nu anlaması, sahiplenmesi de mümkün değildir. Çünkü nihayetinde sorun sınıfsaldır. Bu bağlamda yeri gelmişken, özenle vurgulamakta büyük yarar var: "Elbette, ‘tabu kişi, tabu söz' yok! Biz, kendimiz, Yılmaz Güney'i de, Nâzım Hikmet'i de, Kıvılcımlı'yı  da dövüşe çekişe tartışırız. Ama size ne oluyor? Böyle durumlarda, Nâzım Hikmet'in dediği gibi: ‘Biz/ gölgemizi bile çiğnetmeyiz adama'!"[35]

9 Eylül 1984'de ölmeden kısa bir süre önce, "Üşüyorum, üstüme Pere Lachaise'deki Komünarların yorganını örtün," diyen Yılmaz Güney, Pablo Neruda'nın, "Halkım ben, parmakla sayılmayan/ Sesimde pırıl pırıl bir güç var/ Karanlıkta boy atmaya/ Sessizliği aşmaya yarayan/ Ölü, yiğit, gölge ve buz, ne varsa/ Tohuma dururlar yeniden/ Ve halk, toprağa gömülü/ Tohuma durur bir yerde/ Buğday nasıl filizini sürer de/ Çıkarsa toprağın üstüne/ Güzelim kırmızı elleriyle/ Sessizliği burgu gibi deler de/ Biz halkız, yeniden doğarız ölümlerde,"[36] diyen "Buğdayın Türküsü"nü söyleyen bir başkaldırıdır; O'nun "tamamlanmamış" özgürlük-eşitlik-kardeşlik türküsünü tamamlamak ise -"modern zamanlar"ın "Cınocular"ına inat- "Yılocular"a düşmektedir...

26 Şubat 2001 10:33:12, Ankara.



[1] Fırat'ta Yaşam Gazetesi, Yıl:3, No.104, 14 Mayıs 2001; Fırat'ta Yaşam Gazetesi, Yıl:3, No.105, 21 Mayıs 2001; Çınar Gazetesi (Mersin), Yıl:4, No:186, 23 Mayıs 2001; Çınar Gazetesi (Mersin), Yıl:4, No:187, 30 Mayıs 2001; Çınar Gazetesi (Mersin), Yıl:4, No:188, 6 Haziran 2001.

[2] Yılmaz Odabaşı.

[3] Onat Kutlar.

[4] Ali Özgentürk..

[5] Veysel Çolak.

[6] Bak: Ahmet Cemal, Cumhuriyet, "Sanatın İdeolojisi ve Gündelik Politika...", 17 Ağustos 2000, Ek-2, s.1; Ahmet Cemal, Cumhuriyet, "Sanatta Biçimler ve İdeal Arayışı...", 30 Kasım 2000, s.15.

[7] Ahmet Cemal, Cumhuriyet, "Sanatçı ve İdeoloji...", 10 Ağustos 2000, s.15.

[8] Atilla Dorsay, Yılmaz Güney Kitabı, Güney Yay., 2000.

[9] Mehmet Eroğlu, Radikal, 2 Ekim 2000, s.23.

[10] Hasan Bülent Kahraman, Radikal, "Güney'e Yeniden Bakmak", 9 Kasım 2000, s.22.

[11] "Yılmaz Güney'in ‘Duvar'ı ne eleştirmenlerden ne de izleyicilerden hak ettiği ilgiyi görmüyor. Halbuki film 17 yılda hiç eskimemiş. (...) ‘Duvar'ın, hem eskimeyen, kalıcı bir film olduğu, hem de yapılış amacının haklılığı, yazık ki egemen güçler tarafından kanıtlandı." (Aydın Sayman, Radikal İki, "Toplumun Aynası", 12 Kasım 2000, s.16.)

[12] Yılmaz Güney, Cumhuriyet Dergi, "Hapishane Filmi: Duvar", No:758, 1 Ekim 2000, s.4.

[13] Yılmaz Güney, Güney Dergisi, No:12, Nisan-Mayıs-Haziran 2000, s.8.

[14] Atıf Yılmaz, Özgür Bakış, 5 Şubat 2000.

[15] Mehmet Özer.

[16] Melih Cevdet Anday.

[17] B. Umut Aydın, Özgürlüğe Yürüyüş Dergisi, "Kolektif Öç Almanın Simgesi: Yılmaz Güney", No:11, Şubat 2000, s.36.

[18] Bak: Zeki Coşkun, Radikal, 5 Şubat 2000.

[19] Bursa Özel Tip Cezaevi'nden Tahir N. Duran, "Yasaklı on yılların yaşam ve buna bağlı olarak sanatın bütün dallarında yarattığı erozyonun kendilerine sunduğu olanakları kullanarak Yılmaz Güney'i ‘tartışanlar'ın ne kadar başarılı oldukları, bugün duvarın iki yanında da devlet, biz solcular için azrailin taşeronluğunu gönüllü üzerine almışken geniş yığınların ‘duvar sessizliği'ni sürdürmelerine bakarak anlaşılabilir," (Tahir N. Duran, Sol Dergisi, "Duvar'a ve Duvarlara Dair", No:116, 15 Aralık 2000, s.61.)

[20] Cemal Hekimoğlu, Sol Dergisi, "Yılmaz Güney Solu Toplumsallaşmaya Çağırıyor", No:72, 4 Şubat 2000, s.64.

[21] Arif Savaşçı, Atak Dergisi, "Düşünce ve Eylem Adamı: Yılmaz Güney", Yıl:1, No:3, Eylül 2000, s.28.

[22] "1980'den sonra özellikle medya önce bazı putlar icat edip, sonra bu icat ettiği hayali putlarının üzerine yürüdü... Yılmaz Güney'e yapılan bu yeni saldırı yanlış bir medyatik eğilimden kaynaklanıyor. Gerçek anlamda put kırıcılık değil bu. Gerçek anlamda put kırıcılık sanata yönelir. Burada ise saldırı Güney'in sanatına değil, kişisel yaşamına yöneliyor. Böyle oluşu da put kırmanın hayali olduğunu gösteriyor." (Hilmi Yavuz, Radikal, "Yılmaz Güney Lümpen Değildi", 14 Şubat 2000, s.6.)

[23] Fatih Altaylı, Hürriyet, "Kadın Döven Katil Adam", 25 Ocak 2000.

[24] "Eski(miş)" bir solcu olduğu rivayet edilen Engin Ardıç'ı, belki de en iyi, hemcinsi Enis Batur'un şu dizeleri betimler: "Döndüm: Aramamak için sonuncu yolu/ yankımı ve yansımı bir buluta gömdüm./ Döndüm: Yeni bir yangın kurarım diye/ eski bir kıvılcım tutup kökünden/ Döndüm ki, döndüğüm yerde değildim." (Enis Batur.)

[25] Engin Ardıç, Star Gazetesi, 27 Ocak 2000.

[26] Serdar Turgut, Hürriyet, 26 Ocak 2000.

[27] İsmet Berkan, Radikal, "Yılmaz Güney Ajan mıydı?", 28 Ocak 2001, s.3.

[28] Hürriyet, 28 Ocak 2001, s.6.

[29] Saban Sevinç, Hürriyet, 25 Ocak 2001, s.4.

[30] Otto Rene Castillo.

[31] Bu konuda bak: Filiz Cemsu, Evrensel Kültür Dergisi, "Yılmaz Güney'in Ördüğü Duvar", No:108, Aralık 2000, s.58-59; Necmettin Salaz, Sol Dergisi, "Yılmaz Güney'e Mektup", No:113, 24 Kasım 2000, s.17; Devrimci Demokrasi Gazetesi, "Yol Üstündeki Kadavralar", No:2, 16-28 Şubat 2000, s.12; Yıldırım Türker, Radikal İki, "Kenarlar, Köşeler, Tabular", 6 Şubat 2000, s.3; Fethi Naci, Cumhuriyet Kitap, "Yılmaz Güney'le...", No:526, 16 Mart 2000, s.3; Odak Dergisi, "O, İnsanlığa Sevdalı Bir Yürekti", Yıl:1, No:2000-3 (SN:6), 8 Mart 2000, s.29; Güney Dergisi, "Yaşayan Ölüler Ölümsüzlere Saldırıyor", No:12, Nisan-Mayıs-Haziran 2000, s.6-9; Proleter Halkın Birliği, "Yılmaz Güney'e Saldırı", Yıl:5, No:74, 1 Şubat 2000, s.1; Kerem Yılmaz, Genç Kurtuluş, "Yılmaz Güney'den Korkanlar", Yıl:1, No:3, Mart 2000, s.35-37; Murat Belge, Radikal, 4 Şubat 2000.

[32] Agah Özgüç-Derya Alabora-Ahmet Soner-Rahmi Saltuk-Edip Akbayram-Semir Aslanyürek-Ezel Akay-Necla Algan-Orhan İyiler-Muzaffer Hiçdurmaz-Berhan Şimşek-Ali Ekber Eren-İbrahim Balaban-Yusuf Çetin-Ali Demirel-Galip Gür-Yeşim Ustaoğlu-Aclan Uraz-Hüseyin Kuzu-Cem Taylan-Hüseyin Kemal Çağın-Reis Çelik, Sol Dergisi, "Medya Canbazlarına Zorunlu Yanıtımızdır", No:73, 11 Ocak 2000, s.6-7.

[33] Mehmet Taşçı, Sol Dergisi, "Yılmaz Güney'e Saldırmanın Dayanılmaz Cazibesi", No:72, 4 Şubat 2000, s.56.

[34] Özdemir İnce.

[35] Emin Karaca, Yazın Dergisi, "Tabu Söz, Tabu Kişi Olmamalı, Ama...", Yıl:18, No:90, Mart 2000, s.26.

[36] Pablo Neruda, "Buğdayın Türküsü".

 

İçerik Notları

Görüntüleme:4108

Ekleyen: Mehmet Özer || Eklenme Tarihi:22/01/2008 0:04

Düzenleyen: || Düzenleme Tarihi:

Puan:

Galeriden Seçmeler

galeri

Faydalı Linkler

Üye Panel



Site Araçları

Site İstatistikleri

  • Toplam Ziyaret : 1587420
  • Online Üye : 0
  • Online Ziyaretçi : 20
  • Toplam Online : 20
  • Üye Sayısı : 2
  • Son Üye : Mehmet Özer
  • Toplam Sayfa : 143

 

Created by Web Engine 2.0.1, Copyright © 2007-2019

valid xhtml 1.0 strict valid section 508 valid css 2.0