Türkçe English

 

EMEĞİN EYLEMİ, Bilgesu ERENUS

Nisan ayında, Ankara 2 numaralı DGM\'de, F tipi hapishanelere tepki vermenin bir aydın sorumluluğu olduğunu savcı Şalk\'ın ağzından da tutanaklara geçirten Ankara\'h aydınların duruşmasında, Mehmet Özer, çektiği fotoğraflarından bir demet elime tutuşturduktan sonra, "istediğini seç, yayınlayacağım kitapta yazınla birlikte yer alacak"demişti. Orada, ayaküstü ve hiç tereddütsüz bu ikisini seçmiştim. İstanbul\'a dönüp, fotoğrafları kütüphaneme görünür biçimde yerleştirdiğimde, seçme nedenim üzerinde düşünmeye ancak vakit bulabilecektim, diğerleri de usta işi fotoğraflardı evet, ama neden bu ikisi? Fotoğraflara yeniden bakıyorum, sanatçı yanım mı ağır basmıştı acaba, çünkü her ikisi de bir ressamın fırça darbeleriyle bezeli, gölge ve ışık oyunlarıyla Mehmet Özer görüntülediğini iyiden resme yaklaştırmış, fotoğraf çekmemiş, resim yapmış sanki. İlk neden bu olabilir ama, yetersiz. Şimdi çok daha iyi ayırdındayım diyebiliyorum, Ankara 2 Numaralı DGM\'de onca fotoğraf arasında beni tereddütsüz bir seçime yönelten, olsa olsa, hareket yitimine uğratılmış bir toplumda, harekete ve halka duyduğum özlemdir. Tıp kitapları hareket yitimini, "sinirlerdeki bir bozukluktan dolayı, kaslarla ilgili bir sorun ve felç durumu bulunmadığı halde, hareket edememe ya da çok az hareket edebilme hali" diye tanımlıyor, durgunluk ve uyuşukluk diye özetlemiş. Gerekçe olarak da hareket uyartısının yapılamadığını gösteriyor. Biz aydınların son yirmi yılda bilmeden istemeden vara vara geldiğimiz konum sanki... Tıbbın söyledikleriyle, kendi konumumuzu karşılaştırırsak, kendimize karşı çok da acımasız olmadığım ortaya çıkacaktır. Harekete geçme teşebbüsünün kaybı, zorunlu fiil ve hareketleri yapamama, nasıl itiraz edebiliriz, yalnız organik bunaklar, melankolikler ya da şizofrenlerde değil, bizde de var. Şu yirmi yıldır, umutsuzluğa varan korkunç bir şaşkınlığın ve kararsızlığın pençesinde oluşumuzu başka türlü nasıl açıklayabiliriz? Tıp kitapları hareket barajından söz ediyor, başlayan harekette duruklama ya da kesilme... Birden ya da yavaş oluyor bu kesilme, yavaş olanına hareket feydingi denmesi de sanırım bu yüzden. Çok iyi başlayıp da sonra her türden kuşkular büyüterek kendi hücrelerimize çekiliverdiğimiz birlikteliklerimizi anımsayın yeter. Sosyal çelişkileri uzlaştırmaya çalışırken önümüze sistemce konan hareket barajlarına kimbilir kaç kez toslayıp durakladık? Psikomotor çırpınma, hedefsizlik, afallamalar, takılmalarda, hasta, belli bir hareketi "yapma" dendiği halde tekrarlıyor ve bir başka harekete geçemiyor, yalnız bunama, sara ve katatonilerde değil bizde de var, sosyal çelişkileri uzlaştıramayacağımızı anladığımızda kof öfkelere kapılıp, kimbilir kaç kez kendi kendimiz olmaktan çıktık? Hasta gözlemcinin jestlerini yüz ifadelerini bir yankı gibi tekarlar deniyor, yalnız organik bunama, şizofrenik hallerde değil bizde de var, yoksa, sırf emekçi halkın peşinden gitmemek için zaman zaman kendi celladımıza dönüştüğümüzü başka nasıl açıklarız? Parakineziler, normal jestlere eklenen hareketler, stereotip hareketler ve yapmacık davranışlar, yine şizofrenide görülüyor ama, zaman zaman karşı olduğumuz sınıfı avutmaktan başka bir işe yaramadığımızı anladığımızda bu ben miyim sorusuna yanıt bulmak yerine yeni yapmacık davranışlar ürettik. Dilimiz sınıfsal söylemi yitirdiğinden bu yana, mani krizlerinde görülen tempo anormalliklerinde özellikle kendini dilde gösteren takikinezi, bizde de var. Kullandığımız dil, emek ve emekçi sözcüklerini kapsamdışı bıraktığı için kendi kendimizi bile anlamaktan, anlatmaktan aciziz. Bir toplumda aydın bu belirtileri verdiği zaman öznesi kendimiz olsak da teşhis koymakta güçlük çekmemek gerek. Hareketsiz ve Halksız kaldık. Burjuvazi, düşünceye ve eyleme karşı düşmanca tutumuyla, düşünceyi eylemden koparma kastıyla, ahlakı ve kültürü hayattan gereksiz diye sürüp çıkarışıyla, zorbalıkla, kanla, açlıkla, işsizlikle, yalan ve dolanla, iki yüzlülükle, peşin infazlarla, hücrelerle, hepimizi felce uğratmıştır, toplumumuzda hareket uyartısı bunca çokken, alamaz hale gelişimiz, sistemin başarısıdır, tepe tepe kullansın. Ben bu iki fotoğrafta işte bunları ve bunları gördüm. Emeğin Eylemini fotoğraflarında kalıcı kıldığı için Mehmet Özer\'e gönül dolusu teşekkürler.

 

İçerik Notları

Görüntüleme:2933

Ekleyen: Mehmet Özer || Eklenme Tarihi:01/12/2006 19:23

Düzenleyen: || Düzenleme Tarihi:

Puan:

Galeriden Seçmeler

galeri

Faydalı Linkler

Üye Panel



Site Araçları

Site İstatistikleri

  • Toplam Ziyaret : 630157
  • Online Üye : 0
  • Online Ziyaretçi : 3
  • Toplam Online : 3
  • Üye Sayısı : 2
  • Son Üye : Mehmet Özer
  • Toplam Sayfa : 143

 

Created by Web Engine 2.0.1, Copyright © 2007-2017

valid xhtml 1.0 strict valid section 508 valid css 2.0